SPOR
HUKUKU
Bu bölümde hukuk gibi özel bir alanın
içinde yer bulmaya çalışan Spor Hukuku konusunda bazı konu başlıklarına
değineceğiz. Bizler hukukçu değiliz. Ülkemizin Spor Hukuku alanında çalışan öncü
ve önemli ismi Avukat Kısmet Erkiner’in(*)
kaynaklarından yararlanarak bu bölümü oluşturduk.
1-Dünyada Spor
Hukukunun tarihsel gelişimi nasıldır?
Bu bağlamda birkaç örnek vermemiz gerekirse Avrupa’nın bu dalda en eskisi olduğunu ifade eden, Fransa Limoges Üniversitesi “ Spor Hukuku ve Ekonomisi Merkezi “ 1977’de kurulmuştur. İsviçre’de Neuchatel Üniversitesi’nde bulunan ve FIFA’nın malî desteği ile kurulmuş olan “Spor Araştırmaları Uluslararası Merkezi “ çok daha genç olup, kuruluşu 1996 yılına aittir. A.B.D. Milwaukee’de bulunan Marquette Üniversitesi “ Ulusal Spor Hukuku Enstitüsü “ ise 1989 tarihlidir. Bu örnekleri yerimiz müsait olsa bir hayli arttırabiliriz; ancak hemen söyleyelim, hepsi de geçen yüzyılın son çeyreğine ait oluşumlardır.
2-Türkiye’de Spor Hukukunun tarihsel gelişimi nasıldır?
Spor Hukuku, Avrupa ve Amerika’da bu şekilde bağımsız bir hukuk disiplini haline gelir ve kurumsallaşırken; Türkiye, Türk insanı, Türk hukukçusu bu durumu hiç mi görmemiştir. Hayır, böyle bir iddiada bulunmamız son derece yanlış bir yaklaşım olur. Ülkemiz insanı, belki batılılardan dahi önce konuya değinmek istemiş, ancak ilk tespitler kaybolup gitmiştir.
Gerçekten, 1938 ve sonrası yıllarda Türkiye’de yayınlanan “ BEDEN TERBİYESİ VE SPOR “ adlı derginin üç sayısında (1940/24, 1941/25, 1941/26) Necdet AZAK imzasıyla ve “SPOR HUKUKU “ başlığı altında bir yazı dizisi bulduk. Dizinin üst başlığı “ SPOR BAKIMINDAN HUKUKÎ BİR TETKİK “. Sayın (herhalde şimdilerde merhum) Necdet AZAK’ın kim olduğunu bilmiyoruz, şimdilik saptayamadık ; ancak ifadelerinden çok değerli bir hukukçu olduğu anlaşılıyor. Spor Hukuku hakkında bundan 64 yıl önceki tespitlerini burada aktarmayı, bir vefâ borcu olarak görmekteyiz.
Bir kere Sayın Necdet AZAK, disiplinin adını son derece çağdaş bir şekilde koymuş: SPOR HUKUKU. Derginin üç sayısında toplam yedi sayfa tutan tespitlerinin en çarpıcı noktalarını burada sizlere aynen aktarmak istiyoruz. Necdet AZAK diyor ki : “ Spor ile Hukuk’u karşılaştırdığımız zaman, acaba ne gibi münasebet halkaları teşekkül eder ? Bu iki kelimenin ilk teması tabiî olarak şu iki suale yol açacaktır : 1) Fertlerin spor yapmak hakkı var mıdır ? 2) Spor hukuku diye birşey mevcut mudur ? ............. Filhakika, spora bağlı olarak, insanın bir hakkı vardır ; bu, hoşuna giden bir sporu mertçe, bu spor nev’i için memlekette vazedilmiş bulunan kaidelere uygun olarak, yapmak hakkıdır. ............... Şu halde gerek medeni haklar bakımından, gerekse bir şahsiyet olması dolayısıyla, insanın spor yapmak hakkına malik olduğunu kabul etmek lâzımdır. ............ Spor hukuku diye bir şeyin mevcut olup olmadığını araştıracak olursak, şayanı dikkat bir vaziyet ile karşılaşmış oluruz. Spor kulüplerinden başlayıp Beden Terbiyesi Genel Direktörlüğüne kadar uzanan muhtelif merhalelerin her birine muvazi olarak yürüyen bir hukuk mefhumu mevcuttur. .............. Bu vaziyette, spor kulüpleri bir cemiyet olarak kabul edilince ve cemiyet de aslında bir içtimaî teşekkülden ibaret bulununca, manevî şahsiyeti haiz olan bu topluluğun nefsinde mündemiç bir hukukun da mevcut olması icap edecektir. .............. Filhakika sporlar,... hem iktidar kuvvetine, hem kaideler tedvin etmek salâhiyetine, hem de statüye ve hem de hukuki muhtariyete sahiptir. Buna nazaran müessesenin fevrî olarak vücuda getirdiği üç nevi hukuk vardır : Disiplin kaideleri şeklinde hukuk, örf ve âdet hukuku ve dahilî nizamname kaideleri şeklinde hukuk. ............. Şu halde asıl spor hukuku, kulüplerin, ittifakların veya federasyonların dahilî nizamnamelerinde ve muhtelif sporlara ait olmak üzere tedvin edilmiş talimatnamelerde kendisini göstermektedir. .............İşaret edilebilecek diğer bir nokta da, medeni kanun, borçlar kanunu, ceza kanunu ve bazı idarî kanunlar gibi umumî mahiyetteki mevzuatın spor muamelelerine tatbiki halidir. Bu mevzu dahi başlı başına bir etüdün çerçevesini teşkil edecek mahiyettedir. ..............Açıkça söylenilmesi icap eden ve tetkiklerimiz neticesi mesabesinde bulunan hakikat şudur ki : bugün tam manâsile bir spor hukuku mevcuttur ; bu hukuk kendi muhitinde carî olduğu gibi, diğer hukuk sahalarile de mütemadî bir temas halindedir. ............ Bir memlekette, belki de daha geniş olarak bütün dünyada muhtelif sporlara ait örf ve âdet kaideleri yavaş, fakat kat’î bir tekâmül seyriyle spor hukukunun bir kısmını teşkil etmişlerdir. Örf ve âdet kaideleri sporun teknik kısmında olduğu gibi içtimaî cephesinde de tesirlerini gösterir. ...........Spor mevzuuna temas eden bir kanunun mevcut olmadığı devirlerde bile spor hukukuna ait kaidelere tesadüf etmek mümkündü. Çünkü spor hukuku kanundan evvel örf ve âdete dayanmaktadır. ...............Zamanımızda muhtelif sporlara ait olmak üzere gerek muhtelif memleketlerdeki federasyonlar tarafından, gerekse beynelmilel federasyonlar marifetiyle kaleme alınan nizamnamelerdeki bir çok teknik kaidelerin menşeleri örf ve âdete dayanmaktadır. ............. Spor hukukuna iki numaralı kaynak olarak (iradenin muhtariyeti) gösterilebilir. ............ Muayyen bir sporu yapan muhtelif sporcular âza sıfatıyla korporatif bir müessese halinde toplandıkları vakit faaliyet ve münasebetlerini tanzim ve idare etmek üzere müştereken bazı kaideler kabul ederler. Büyük bir anlaşmanın mahsulü olan bu kaideler bir çok cihetten hakikî bir kanun mahiyetini arz etmekte ve bazen de tesir ve şumulleri muhtelif memleketlere kadar uzanmaktadır. .............Federasyonlar ve ittihadlar, bu mevzuun daha şumullü ve canlı numuneleridir. ............. Spor hukukunun kaynaklarını sayarken, bunların arasında bir (kanun)dan da bahsetmiştik. .............Türkiye’de henüz bu şekilde mevzuatın mevcut bulunmadığı zamanlarda spor hukukunun hangi kaynaklardan geldiği hakkında bir tetkik yapılsaydı bu tetkikatın neticesi yalnız örf ve âdeti ve irade muhtariyetini ortaya koymaktan ibaret olacaktı. ........... Beden Terbiyesi Kanunu da, her istiyenin, istediği şekilde spor ve idman yapmasını kabul etmiyerek, fertlerin şu veya bu şartlar altında ve muayyen bir gayeye ulaşmak üzere spor yapmaları prensibini vazetmiştir. ............. Kanun, her sporun veya bir kaç spor şubesinin teknik, yani kaide bakımından federasyonlara bağlanmalarını âmirdir. Federasyonlar, herhangi bir spor şubesinde örf ve adet ile müesses bulunan kaidelerden bâzılarını alıp, bâzılarını da atmak suretiyle talimatname veya nizamnameler hazırlayabilirler. .............. Kaynakların kanun içinde birleşmeleri mevzuunda yer alabilecek diğer bir nokta da, spor hukukunun iki numaralı kaynağı olan (irade muhtariyeti) nin vaziyetidir............... Bunları bir cümle ile ifade etmek istersek diyebiliriz ki, beden terbiyesi kanunu, bugüne nazaran en son tekâmül merhalesini teşkil etmek suretiyle spor hukukunun diğer kaynaklarını kendi çevresinde birleştirir. ....... “.
Yukarıdaki ifadeler 1940 yılına ait, o dönemdeki spor – hukuk ilişkileri ve bilhassa henüz oluşmamış spor hukuku kavramları göz önünde tutulursa, ne denli çağının ilerisinde ve hatta günümüzde, incelemiş olduğumuz Fransızca, İngilizce ve İtalyanca “ spor hukuku “ kitaplarındakinden de daha veciz ifadeler taşıdığını belirtmek isteriz. Şayet bundan 64 yıl önce Necdet Azak ‘ın açmış olduğu yol takip edilmiş, hukuk fakültelerimizde spor hukuku bir disiplin olarak kabul edilmiş olsaydı, bugün belki de dünyanın en ileri spor hukuku teorik ve pratik kavram ve kurumlarına (mevzuat ve kuruluşlarına) sahip olurduk...
3-Uluslararası Tahkim
Mahkemesi(CAS) nedir?
Uluslararası SPOR TAHKİM MAHKEMESİ, iki resmi dilinden İngilizce adıyla “COURT OF ARBITRATION FOR SPORT = C.A.S. “ ya da Fransızca adıyla “ TRIBUNAL ARBITRAL DU SPORT = T.A.S. “ ın çok teferruatlı bir usul hükümleri Kod’u, arabuluculuk kuralları ve emsal oluşturan, geniş bir kararlar külliyatı bulunmaktadır. Bunların hepsini yansıtmayacağız. Burada sadece her karar çeşidinden birer örnek vermekle yetineceğiz. Bu örnekleri doping konusunda alınan kararlar arasından seçtik.
CAS, uluslararası spora hizmet veren ve spor ile ilgili bütün ihtilafları kısa zamanda çözmeye yetkili ve yetkin bağımsız bir yargı kurumudur. Kuruluşuna fikir babalığı ve öncülük etmiş olan IOC (Uluslararası Olimpiyat Komitesi)’den bağımsız, Uluslararası Spor Tahkim Konseyi (ICAS) adlı Vakfın idari ve mali yönetiminde bulunan CAS’da, statüsü gereği, tahkim ve spor hukuku alanında ihtisas sahibi ve uluslararası şöhrete sahip, Mahkemenin resmi dillerinden en az birini çok iyi bilen, 60 kadar ülkeden seçilmiş, en az 150 hukukçu hakem bulunmaktadır. CAS “ Birinci Derece Tahkim Dairesi “ ve “ Temyiz Tahkimi Dairesi “ olmak üzere iki daireden oluşur.
CAS’ın misyonu spor alanında oluşan hukuki ihtilafları tahkim yoluyla çözümlemektir. CAS’ın kararlarının niteliği ve infaz kabiliyeti her hangi bir mahkemenin yetkileri ile eşittir. CAS, yargı kararları yanında, talep edilmesi halinde spor ile ilgili hukuk konularında danışma kararları da vermekte ve ayrıca, talep halinde ihtilaflarda arabuluculuk yapma yetkisi ile de donatılmıştır.
CAS’ın merkezi İsviçre’nin Lozan kentinde olup; ayrıca 1996’dan beri Sydney (Avustralya) ve New York (ABD)’de de iki yöresel yetkili Dairesi bulunmaktadır. CAS yaz ve kış Olimpiyat Oyunları sırasında ve oyunların yapıldığı yerde, geçici görevli (ad hoc) Mahkeme oluşturur. Bu mahkeme ilk kez 1996 Atlanta Yaz Oyunlarında ve sonrasında 1998 Nagano kış, 2000 Sydney yaz ve 2002 Salt Lake City kış oyunlarında görev almıştır. 2004 Atina Yaz Oyunlarında da yine bir “ ad hoc” Daire kurarak görev yapmıştır.
CAS’ın 1986’dan beri etkin ve tarafsız yargılama başarısı sonrasında İngiliz Devletler Topluluğu (Commonwealth) Oyunları (ilk kez 1998 Kuala Lumpur’da ve 2002 Manchester’de) ve yakın zamanda UEFA’nın 2000 Avrupa Futbol Şampiyonasında da “ ad hoc “ yargısını çalıştırmıştır. Bu bağlamda Portekiz’deki 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası finalinde görev yapmıştır. İlk kez FIFA 2006 Dünya Futbol Kupası finalinde (Almanya) yargı erkini kullanacaktır. CAS, bu etkinliklerin kısa süreli olmaları ve hemen karar verilmesini gerektirmelerini göz önünde tutarak, başvurunun 24 saatte karara bağlanmasını sağlayan, çabuklaştırılmış usul hükümleri uygulamaktadır.
CAS, spor ile ilgisi ister doğrudan ister dolaylı olsun, bütün ticari ihtilafların (örneğin : sponsorluk sözleşmesi) veya sporda disiplin cezası kararları vermeye yetkili herhangi bir organın (örneğin : UEFA Tahkim Kurulu) kararlarına karşı, veya bir spor teşkilatının kararına (örneğin: bir uluslararası Federasyonun doping cezasına) karşı, kararı alan merciin hukuki niteliğine göre BİRİNCİ DERECEDE MUHAKEME veya TEMYİZ başvuru merciidir.
Bütün gerçek kişilerle, tüzel kişilerin CAS’a başvuru yetkisi bulunmaktadır. Bu bağlamda sporcular, spor kulüpleri, ulusal veya uluslararası spor federasyonları, ulusal olimpiyat komiteleri ve bunlara karşı üyeleri, bir spor etkinliği veya yarışmasını organize edenler, sponsorlar v.s. CAS’a başvuruda bulunabilirler.
Bir ihtilafın CAS’a sunulabilmesi için tarafların bu konuda yazılı bir mutabakata varmaları gerekir. Bu mutabakat bireysel olabileceği gibi, yapılan bir sözleşmenin hükümleri arasına da konabilir; veya, bir spor teşkilatının ana statüsünde bu konuda hüküm bulunabilir (örneğin: IOC Olimpiyat Andlaşması’nın 74. maddesinde, UEFA Statüsü’nün 59-61. maddelerinde, TMOK Tüzüğü’nün 40. maddesinde olduğu gibi). Bu durumda bu kuruluşlara karşı (davalı) CAS’a başvurabilmek için mutabakatlarını almaya gerek kalmamaktadır. Ancak başvuruda bulunan taraf (davacı), ileride CAS kararına uyacağını, tek taraflı beyan formunu doldurarak mahkemeye belgelemelidir. Bir kez daha vurgulamakta yarar görürüz ki taraflar önceden, bir ihtilaf vukuunda CAS’a baş vuracaklarına dair sözleşme yapabilecekleri gibi, ihtilafdan sonra da bu kararı alabilirler. Prensipte bunu kabul etmiş olan bir tarafa karşı, böyle bir mutabakat alınmasına da gerek bulunmamaktadır.
CAS’ın muhakeme dilleri İngilizce ve Fransızca’dır. Tarafların yazılı ve sözlü iddia ve savunmalarında bu dilleri kullanmaları gerekir; ancak, tarafların ifade vermeleri ve tanık dinlenmesinde diğer dillerde tercümana başvurulabilir.
Sözleşmeye bağlı ilişkilerden veya haksız fiilden doğan bir ihtilafta “birinci derecede tahkim usulü" veya “arabuluculuk usulü “ geçerlidir. Spor teşkilatları veya federasyonlarının organları tarafından alınan kararlardan doğan ihtilaflara karşı ise “ temyiz tahkim usulü “ geçerlidir. Nihayet, bazı spor teşkilatlarının (örneğin : IOC), sporun uygulanması veya geliştirilmesine yönelik her hangi bir girişiminin hukuka uygunluğu hakkında, her hangi bir dava dosyasına bağlı olmaksızın, CAS’dan istişari mütalaa istemeleri olasıdır. Böyle bir talebe, CAS’ın verdiği mütalaanın bir yargı kararı niteliği ve dolayısı ile uyulması zorunluluğu bulunmamaktadır.
CAS’a başvuruda bulunmak isteyen taraf, kalemine bir “ birinci derece tahkim başvurusu “ veya “ temyiz tahkim başvurusu “ dilekçesi vermeli ve harcını da ödemelidir. Burada önemle belirtilmesi gereken bir husus, CAS’a temyiz başvurusunda bulunulabilmesi için, ilgili spor federasyonunun bütün iç hukuk yollarının kullanılmış olması gereğidir. Bir diğer ifade ile, örneğin : UEFA Disiplin Kurulu’nun bir cezasına karşı UEFA Tahkimine gitmeden, CAS’a başvurulamaz. Taraflar CAS duruşmalarında kendilerini temsil ettirebilirler ve temsile yetkili kişinin mutlaka bir avukat olması zorunluluğu yoktur.
Genel kural olarak CAS tahkimi üç hakemlik bir heyet tarafından ele alınır. Taraflardan her biri CAS listesinde adı bulunan bir kişiyi seçerler ; daha sonra bu iki hakem, heyete başkanlık edecek bir üçüncü hakemi seçerler. Tarafların bu üçüncü hakemde bir fikir birliğine varamamaları halinde ICAS Başkanı üçüncü – başkan hakemi tayin eder. Tarafların aralarında mutabık kalmaları veya ihtilafın önem derecesinin düşük olduğu hallerde tek hakemle de davaya bakıldığı olmuştur.
Davaya bakan hakemlerin bağımsız olmaları, yani taraflardan herhangi birisi ile herhangi bir bağ, menfaat ilişkisi veya bağımlılığının bulunmaması ; meydana gelen ihtilafta herhangi bir rollerinin bulunmamış olması şarttır. Hakemler, kendilerine dosya tevdi edilmeden önce bu konuda yazılı taahhüt beyanında bulunurlar. Bu noktada önemle belirtilmesi gereken bir husus, vatandaşlık bağının yukarıdakiler anlamında bir engel teşkil etmediğidir. Bir diğer deyişle bir hakem, kendi ulusundan olan gerçek veya tüzel kişinin dosyasına hakem olarak davalı veya davacı tarafça seçilebilir ve heyete başkan da olabilir.
FIFA’nın Kasım 2002 tarihinde nihayet, CAS yetkisini tanıyan kararından ve bu hususu Statüsüne koyduğu hükümlerle tescil etmesinden sonra, Mahkemenin hakemler listesine, FIFA tarafından bildirilen yeni bir, futbolda ihtisas sahibi hakemler listesi ilave edilmiştir ; ancak herhangi bir futbol ihtilafında ve FIFA’ya karşı başvuruda bu listeden hakem seçme zorunluluğu bulunmayıp, genel listede bulunan hakemler arasından da seçim yapılabilir.
Birinci derece tahkim veya temyiz tahkimi başvurusunun yapılması sonrasında, davalı taraf bir savunma layihası gönderir. Daha sonra replik ve duplik teatisi yapılır. Sonrasında taraflar delillerini sunmak, tanıklarını dinletmek ve savunmalarını yapmak üzere duruşmaya çağrılırlar. Bu noktada, önemle vurgulamak istediğimiz “ sürelere “ aşağıda işaret edeceğiz.
Tarafların sözleşmesinde, ilgili federasyonun veya teşkilatın mevzuatında özel bir başvuru süresi belirtilmemişse, temyiz süresi, kararın tebellüğ tarihinden itibaren “ yirmibir gün “ dür. Özel temyiz süresine bir örnek vermemiz gerekirse, UEFA Statüsünde bu sürenin “ on gün “ (madde 60) olduğunu belirtmek isteriz. CAS’ın tahkim kararı ise, ilk başvuru tarihinden itibaren, bütün usul hükümleri ve duruşma gerçekleştirilerek, “ en çok dört ay sonunda “ taraflara, gerekçeli olarak, bildirilmelidir.
CAS yargılamasında, şayet taraflar arasında özel bir anlaşmaya varılmamışsa, genelde İsviçre hukuku uygulanmaktadır. Bu bağlamda, CAS İsviçre’de kurulu bulunduğundan, bu ülkede bulunan diğer bütün Tahkim Kurulları gibi İsviçre Federal Mahkemesi denetimine tabidir. Diğer bir deyişle bir CAS kararına karşı İsviçre Federal Mahkemesine temyiz başvurusunda bulunulabilir. Bu başvuru bazı çok sınırlı nedenlerle yapılabilir ; bunlar : yetkisizlik, bazı temel usul kurallarını ihlal (savunma hakkının sınırlanması gibi) ve kamu düzenine aykırı karar verilmesi gibi hususlar olabilir. CAS Kararlarına karşı İsviçre Federal Mahkemesine başvuruların sayısı son derece azdır. Bunlar 1993, 1996, 1998, 2000 ve 2003’de birer kez olmak üzere günümüze kadar beş kez gerçekleşmiştir. Bu, İsv. Fd. Mahk. önünde CAS’a karşı temyiz girişimlerinde verilen kararlardan ikisi CAS ile ilgili önemli hukuki anlamlar içermekte olup; bir karar ise doğrudan CAS’ın dopingle ilgili bir kararının Temyizi ile ilgilidir. Başvuruların hepsinde de CAS kararı onaylanmış ve aleyhindeki temyiz talebi reddedilmiştir. Teorik olarak belirtmeliyiz ki, İsv. Fed. Mahkemesine, başvuru sonrasında, iç hukuk yolları tüketilmiş olduğundan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne müracaat yolu açık bulunmaktadır. Ancak uygulamada henüz, spor alanında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne böyle bir başvuruda bulunan olmamıştır.
CAS’a başvuru kural olarak, daha önce alınmış olan kararda yürütmeyi durdurmaz ; ancak, başvuruda bulunan taraf yürütmeyi durdurma talebinde bulunmuşsa, CAS Tahkim Dairesi Başkanı öncelikle, heyet hakemlerinin seçilmesini beklemeksizin, istenilen durdurma veya tedbir hakkında bizzat karar verir ve taraflara bildirir.
CAS’ın verdiği yargı kararı nihaidir ve taraflara tebliğinden itibaren mecburidir. İnfazı, yabancı tahkim kararlarının tanınması ve uygulaması hakkındaki, 125’den fazla ülkenin (Türkiye’nin de) onaylamış bulunduğu New York Sözleşmesi uyarınca yapılmaktadır.
CAS’ın işleyişi ve kararlarının nitelikleri hakkında bu temel bilgileri verdikten sonra, çok kısa şekilde uygulamaya yönelik bazı bilgileri de belirtmek istiyoruz. CAS, kuruluşu sonrasında, 1986 yılından itibaren 550 dava dosyasına bakmıştır. Ancak bunların 410 tanesi 1996 yılı sonrasına aittir. 1986’da başvuru sayısı 2 iken, 2000 yılında 76 olmuştur. Bu sayılar son yıllarda CAS’a başvuruların ne denli arttığını gösterir. Görev yaptığı Olimpiyat ve diğer ad hoc yargılamalarda toplam 34 başvuruyu sonuçlandırmıştır. CAS’a yapılan başvuruların konularına göre dağılımı ise % 40 doping, % 10 takıma seçilme, % 30 sözleşme ihtilafları ve % 10 da çeşitli konulardadır.
C.A.S.’ın Temyiz Yargısı olarak işlemeye başlaması 1991 yılına aittir. Bu yılda ilk kez Uluslararası Binicilik Federasyonu (FEI) statüsüne, C.A.S.’ın tahkim muhakemesi yetkisini kabul eden, ona bu yetkiyi tanıyan bir hüküm koymuştur. Bu suretle C.A.S., FEI’nin organlarının aldığı kararlarının temyiz edilebileceği bir merci haline gelmiştir. Uluslararası Biniclik Federasyonu’nun bu kararını birçok başka federasyon da takip etmiş ve, 1997 yılı sonunda bu yetkiyi tanıyan uluslararası federasyonların sayısı 22’ye ulaşmıştı. Bu sayı 2000 yılında 33 Olimpik spor uluslararası federasyon ve on kadar olimpik olmayan spor federasyonun tanıma boyutuna ulaşırken, 2003 yılında hem FIFA (futbol) hem de IAAF (atletizm) federasyonlarının da C.A.S. yargı yetkisini statülerine almalarıyla artık tam bir evrenselliğe ulaşmıştır.
CAS’ın doping konusunda verdiği kararların çokluğu, bu alanda sağlam bir içtihat oluşmasına neden olmuştur. Özellikle, sporcunun objektif sorumluluğu, ispat yükünün kime ait olduğu, dopinge uygulanabilecek cezaların nitelikleri ençok öne çıkan konulardır.
CAS’da temyiz kararları gizlilik zorunluluğu taşımaz ; ancak, yayınlanan kararların çoğunda ilgili gerçek kişilerin isimleri gizlenmiş olduğundan biz de burada aynı gizliliğe uyacağız.
4-Spor Hukuku ,
Hukuk Fakültelerimiz de okutulmalı mı?
Eski Adalet
Bakanı, YÖK Üyesi, İst. Tic Ünv. Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aysel
ÇELİKEL Güncel Hukuk Dergisi’nin ilk sayısındaki “Türkiye’de Hukuk Öğretimi
Konusunda
Düşünceler “ başlıklı yazısında şu ifadeyi kullanmıştı:
“Küreselleşme
olgusu, yeni ihtiyaçlara bağlı olarak yeni hukuk dallarının oluşturulmasını ve
öğretilmesini gerekli kılmaktadır. Öğretim programlarında klasik zorunlu
derslerin yanında,
yeni hukuk dalları seçimlik dersler olarak yer almalıdır”
Bu görüşe
katılmamak olası değildir. Ayrıca bu görüşe “Ve bu seçmelik derslerden birisi
SPOR
HUKUKU olmalıdır” ifadesi de ilave edilmelidir. Dünyada ve ülkemizde sporun
toplumlar üzerinde
yarattığı olumlu – olumsuz etkiler, ulaşmış olduğu ekonomik değerler, gerek kamu
hukukunda,
gerekse özel hukukta oluşturduğu kurumlar, kurallar ve ihtilaflar, konunun yeni
bir hukuk disiplini
olarak gelişmiş batı ülkelerinin bir çoğunda ders olarak okutulmasının yanında,
araştırma
merkezleri, enstitüler kurulmasına da neden olmuştur. Bu alan Batıda öylesine
iddialı bir hale
gelmiştir ki spor hukukunun bazı önde gelen uzmanları “Dünya’da iki hukuk düzeni
vardır;
Devletlerin hukuk düzeni ve sporun hukuk düzeni” demektedirler.
Spor
Hukuku’nun ders olarak okutulmasında gözlemlenmesi gereken noktalardan birisi,
bu
alanda monografi ve tezler yanında ders kitabı niteliğinde, “TRAITE”lerin
yazılmış olup olmadığına
bakmamız gereğidir. Bu soruya Batı ülkeleri için vereceğimiz cevap olumludur;
ve, Fransa’da,
İtalya’da, İsviçre’de, Belçika’da, İngiltere’de okutulan Spor Hukuku ders
içerikleri hemen
tamamen örtüşmektedir. Spor Hukuku Anayasa hukuku, İdare hukuku, Ceza hukuku,
Ticaret hukuku, Borçlar hukuku gibi temel hukuk disiplinleri ile yakın ilişkide
olup bu dallarla
ilgili özel durumlar ortaya koymaktadır. Uluslararası spor teşkilatlanması
“Uluslararası Hukuka”
ve uluslararası ilişkilere önemli özellikler katmaktadır.
Hukukta bir
alanın bağımsız bir disiplin haline gelmesindeki en önemli dinamiklerden birisi
de yargı kararlarıdır.
Ulusal ve uluslararası spor federasyonlarının disiplin ve tahkim kurullarında
verdikleri yargı
kararlarının sporcuların kariyerleri ve yaşamları üzerindeki önemli etkileri
yanında, esas
incelenmesi gereken materyal, bu alandaki özgün üst yargı organlarının
içtihatlarıdır.
Merkezi
Lozan’da bulunan “Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi = C.A.S.” kurulduğu
1986’dan günümüze kadar 600’ün üzerinde davaya bakmış ve 2003 yılı sonu
itibariyle 576 dosyayı karara bağlamıştır.
CAS kararları, davaya neden olan olayların anlatımı, tarafların iddia ve
savunmaları, tanık ifadeleri, belgeler, bilirkişi raporları ve nihayet CAS Dava
Dairesinin gerekçeli kararından oluşmakta ve bu içerikle her biri 10 ile 60
sayfalık hacme ulaşmaktadır. Ayrıca, İsviçre Federal Mahkemesi’nin,
CAS’ın tarafsızlığı ve kararlarının hukuki nitelikleri hakkında önemli kararları
mevcuttur.
Diğer yandan, Avrupa Birliği Adalet Divanı, kamu oyunda en çok bilineni “ Bosman
Davası“
olan, 49 adet spor ile ilgili davayı karara bağlamıştır. Bütün bu içtihatlar,
spor hukuku dersinde
pratik çalışma yapılmasına imkân verecek çok önemli materyeli de sağlamaktadır.
Bütün bunları bir arada gözlemlediğimizde, teorik yaklaşımları,
ulusal ve uluslararası
teşkilatlanmaları, mevzuatları, yargı kararları ile SPOR HUKUKU komple bir
disiplin
oluşturmaktadır ve ülkemiz hukuk fakültelerinde okutulması faydalı, gerekli ve
kaçınılmaz bir
ihtiyaç haline gelmiştir.
Nitekim, deneme niteliğinde okutulmuş olduğu Galatasaray
Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde,
son sınıf öğrencilerinin 30’undan 27’sinin Spor Hukuku dersini seçmiş olmaları
ve bunlardan da
25’inin derse fiilen girmeleri, bu alana öğrenci ilgisinin de ne denli yoğun
olduğunu açıkça ortaya koymuştur.
5-Seyirci hareketlerinin suç ve
ceza tanımları nelerdir?
a) Türk Ceza Hukuku’na göre:
Seyircilerin ne gibi eylemlerinin olduğuna, olabileceğine baktığımızda bunları
tahdidi olmamak üzere şöyle hatırlatabiliriz: 1) bireysel veya toplu küfür,
hedef alınan gerçek kişiye veya tüzel kişinin manevi şahsiyetine hakaret teşkil
edebilir; 2) sahaya atılan bir cismin bir kişiye isabeti ve yaralaması hali
müessir fiil teşkil edebilir; 3) stadyumun içinde veya dışında taraftarlar
arasında veya taraftarlar ile kulüp yetkilileri , sporcuları arasında kavga,
kişi dövme, yaralama gibi sonuçları ile yine müessir fiil oluşturur; 4) seyirci
hareketleri sırasında Devletin güvenlik kuvvetlerine karşı mukavemet olması
halinde yine Ceza Kanunu’nun ilgili suçu işlenmiş sayılabilir. Ancak Türk Ceza
Kanunu’nun bu hükümlerinin spor karşılaşmalarındaki seyirci hareketlerine
titizlikle uygulandığını söylememiz mümkün değildir.
Vurgulamamız gereken husus Türk ceza sisteminde sportif yarışma veya
olaylarda meydana gelen seyirci eylemleri ile ilgili, örneğin Fransız Hukuk
sisteminde bulunan 13 Temmuz 1992 tarih ve 92-652 sayılı, değişik 6 Aralık
1993 tarih ve 93-1282 sayılı, değişik 21 Ocak 1995 tarih ve 95-73 sayılı “
Sportif Gösterilerin Güvenliği Hakkında Kanun”[1]veya
İngiltere’de bulunan “Sportif Olaylar (Alkol Kontrolu v.s.) 1985 Kanunu, Futbol
Seyircileri 1989 Kanunu, Futbol (Hakaretleri) 1991 Kanunu”[2]
ya da İtalyan 1986“Sportif Tesislerin İnşası ve İşletilmesinde Yeni Güvenlik
Kuralları Hakkında Kararname”si[3]
gibi özel düzenlemelerin bulunmadığıdır. Bu güne kadar Türk Ceza Kanunu’nun
526. maddesindeki “Kabahat”[4]
ile Spor Kulübü yönetici veya görevlilerine de bu eylemlerin hazırlıklarını
bilebilecekleri varsayımı ile TCK’nın 530. maddesi[5]
uygulanarak takibatta bulunulmuştur.
Seyirci
eylemleri için ilk kez, yakın tarihte(2004) Bursa’da meydana gelen bazı olaylar
sonrasında TCK 313. maddesi uyarınca Çete oluşturmak isnadı ile dava açılmıştır[6].
Bu davanın sonucu Türkiye’de seyirci eylemlerine yeni bir bakış açısı
getirebilir.
Seyirci
eylemlerinin takip ve cezalandırılması konusunda değinmemiz gereken uluslararası
bir belge Avrupa Konseyi’nin 1985 tarihli “Spor Gösterileri ve Özellikle
Futbol Karşılaşmaları Sırasında Seyirci Şiddeti ve Taşkınlıkları Hakkında Avrupa
Konvansiyonu”dur. (Türkiye bu uluslararası sözleşmeyi 30/11/1990 tarihinde
onaylamıştır.) Ancak bu Sözleşme seyirci hareketlerine karşı alınması
gereken tedbirleri ve bu alandaki uluslararası işbirliğini düzenlemektedir. Ne
suç tanımları ne de cezalar içermektedir.
Avrupa
Konseyi bu uluslararası Konvansiyon çerçevesinde ve bunun etkin bir şekilde
uygulanması için ciddi çalışmalar sürdürmektedir. Bu çalışmaların en yenisi 3-4
Ekim 2002 tarihinde Antalya (Türkiye)’da organize ettiği “Uluslararası Sprint
Semineri”dir. Bu seminerde 26 ülkeden 200’ü aşkın katılımcı bulunmuştur.
Seminerin sonuç belgesinde yer alan bazı, ülkemiz için de, önemli bulduğumuz
noktaları burada belirtmek istiyoruz:
Seyirci
hareketlerine özgü hukuki çerçeveyi çizen, suç tanımlarını yapan ve uygun
cezaları belirleyen yasal düzenlemeler yapılmalıdır;
Organizatörlerin ve kamu yetkililerinin görevleri çok net bir şekilde
belirlenmelidir; kuruluşlar ve spor kulüpleri sorumluluklarının bilincine
vardırılmalı ve stad güvenliğini sağlamalıdırlar; polisin stad içindeki varlığı
sınırlı tutulmalıdır;
Sporun
bütün aktörlerinin (kulüpler ve seyirciler dahil) görev ve hakları açık bir
şekilde tanımlanmalıdır;
Kulüplerin yönetimi ve finansman kaynaklarını şeffaf bir şekilde ortaya koyan
özel ve sağlam bir yasal düzenleme yapılmalıdır;
Ceza
Kanunlarına özel suç tanımlamaları yapan ve uygun müeyyidelerini öngören
maddeler ilave edilmelidir;
Bilet
satış ve dağıtım düzenlemesi sporda güvenliğin anahtarıdır; bu alanda aşağıdaki
hususlara mutlaka uyulmalıdır:
- Stadlarda istihabının(oturma koltuklarının
sayısı) aşılması önlenmelidir
-
Rakip taraftarlar tecrit edilmelidir,
-
Karaborsa bilet satışı ile mücadele edilmelidir,
-
Stadyum yasaklarına uyulması sağlanmalıdır,
-
Sorumlulukların aktörler arasında paylaşımı sağlıklı şekilde
yapılmalıdır,
-
Tarafların tanınmalarına özen gösterilmelidir[7].
Avrupa
Konseyi “Şiddetin Önlenmesi Çalışma Grubu”nun 10 - 11 Ekim 2002 tarihlerinde
Strasbourg’da yaptığı bir toplantıda da “Sporda Şiddeti Önleme Elkitabı”
tasarısı hazırlamıştır. Bu çalışma henüz çok yeni ve tasarı halinde olmakla
birlikte önce bazı saptamalarını ve daha sonra da çözüm önerilerini burada
kısaca belirtmeyi uygun bulduk. Bunlara göre:
Şiddet
sadece profesyonel sporu etkilememektedir, amatör futbol düzeyinde de hem
oyuncular hem de seyirciler arasında mevcuttur;
Günümüz
futbolunda sürekli ve önceden düşünülmüş (taammüd unsuru) bir şiddet vardır;
Holiganlar kendilerini taraftarların bir nevi elit (seçkin) sınıfı olarak
görürler ve böyle bir gruba aidiyeti “bir yaşam tarzı olarak” benimserler ve
sosyal yaşamlarının bir artı değeri olarak nitelerler;
Yeni
iletişim teknolojileri (GSM, İnternet) şiddet eylemlerinin organizasyonuna ve
uygulamasına yardımcı olmaktadır;
Ulusal
takımların taraftar profili ile kulüplerin taraftar profilleri biri birlerinden
farklıdır; ulusal takım taraftarları, çoğunluğunda daha yaşlı ve davranışlarında
daha kontrolludur, ekonomik bakımdan da daha varlıklıdırlar; bu taraftarlar
arasındaki bayan yüzdesi de daha yüksektir;
Tedbirlere gelince, öncelikle belirtilmiştir ki: İngiltere, İspanya ve Portekiz
birer “Sporda Şiddete Karşı Ulusal Konsey” kurmuşlardır; Fransa’da “Stadlarda
Güvenlik Ulusal Karma Komisyonu”, Almanya’da “Spor ve Güvenlik Ulusal
Komitesi” mevcuttur;
Diğer bir
tedbir, taraftarları çerçeveleyen “Fan Koçluğu” (Fan coaching) ve “Taraftar
Elçiliği” müesseselerinin kurulup çalıştırılmasıdır; (ancak bunların yapıları ve
nasıl işletildiklerine burada, bir yandan çalışmamızı çok fazla genişleteceği
için, diğer taraftan da Avrupa Konseyi’nde henüz bir taslak çalışma olduğu için,
girmek istemiyoruz)[8].
b-Futbolun ulusal disiplin kurallarına göre:
Önce,
Türkiye Futbol Federasyonu’nun düzenlemesine değinirsek, Federasyonun varlığını
ve özerkliğini oluşturan Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun’un (17.06.1992 tarih ve 3813 sayılı Kanun) 25. maddesi kulüplere
ve Kulüp ile hukuki bir bağı olan (yönetici, sportif yönetici, sporcu ve kulüp
görevlileri) kişilere ceza verilebileceğini hüküm altına almıştır[9].
Bu kanun
ışığında çıkartılmış olan “Türkiye Futbol Federasyonu’nun Çalışma Usul ve
Esaslarına Dair Ana Statü” nün 45 ve 46. maddeleri Tahkim Kurulu’nu, çalışma
esaslarını, kararlarının niteliğini ve görevlerini belirlerken[10]
59. maddesi de Disiplin Kurullarını ve cezalarının neler olduğunu belirler.[11]
TFF
Futbol Müsabaka Talimatı’nın 25. maddesinin II. Fıkrası (e) bendi ile 27.
maddesinin (b ve c) bendleri: bir Kulübün seyircileri yüzünden alabilecekleri
cezaları düzenlemiştir.[12]
Futbol Disiplin Talimatı’nın 11. maddesi disiplin cezalarının neler olduğunu
tadat etmiştir. Aynı talimatın 15. maddesi “seyircilerin tutum ve
davranışlarından doğan saha olayları ve tecavüzler nedeniyle” Kulüplere
“Müsabakayı seyircisiz oynatma cezası”, 16. maddesi de “Saha kapatma cezası” ve
17. maddesi de “Para cezası” verilmesini düzenlemiştir. Ancak burada dikkat
edilecek husus seyirci hareketlerinden ötürü verilen cezaların doğrudan
Kulüplere etkili olup 15 ila 16. madde cezalarının seyirciler üzerinde dolaylı
etkide (bir sonraki maçı seyredememe veya bulunduğu şehirde seyredememe gibi bir
uygulamanın seyirci üzerindeki cezai etkisi veya caydırıcılığı tartışmaya
açıktır) olduğudur. Futbol Disiplin Talimatı’nın 33. maddesi “Türklüğün veya
yabancı bir milletin onurunu kırıcı hareketleri” 34. maddesi “saha ve tesislerde
güvenliği bozmak, olay çıkarmak, yaralamak, yakıp yıkmak, tahrip etmek bireysel
veya toplu tecavüzlerde bulunan kişilere” verilecek cezaları düzenler. 35. madde
“seyircileri suça teşvik”i, 36. madde ise “müsabakanın devamına engel olmayı”
cezalandırmıştır. Talimatın 44. maddesi “deplasmanda olay çıkartmak” olarak
tanımlayabileceğimiz bazı eylemleri 45. madde ise “seyircilere kaba, müstehzi ve
küçük düşürücü söz sarf eden ve bu kabil hareketlerde bulunanlara” demek
suretiyle yine seyircilere uygulanabilecek suç ve cezaları tarif etmektedir.
Ancak burada da ceza “hak mahrumiyeti”dir. Bütün bu maddelerdeki cezalar “HAK
MAHRUMİYETİ, MÜSABAKALARDAN MEN ve PARA CEZASI”dır. Bu cezaların seyircilere
ne derecede somutlaştırılabileceği, ne kadar caydırıcı olabilecekleri ve
uygulanabilirlikleri tartışmaya açıktır. Bu nedenle de bu Talimatın kapsamını
belirleyen 2. maddesi seyircilerin işlediği eylemler için cezalar kapsamına
onları almamıştır; burada tanımlanan seyirci hareketlerinden ötürü
cezalandırılan, taraftarı oldukları Kulüpler ve gereğinde yöneticileridir
TFF Fair
Play Talimatı’nın 2. maddesi kapsamına “seyircileri” de aldığını belirtmiştir.
5. maddesi ise “Seyircilerin .... karşı takım oyuncularına, maçı yönetenlere,
maçla ilgili diğer görevlilere, seyircilere, basın ve yayın temsilcilerine
sportmence davranmaları ve bu konuda her türlü çabayı harcamaları ....... fair
play hareketleridir” demektedir. Ancak halen Türkiye’de oynanan bir çok
müsabakada seyirci fair play’i maalesef yoktur.
c) Futbolun uluslararası disiplin kurallarına göre:
UEFA
Disiplin Talimatı’nın “SORUMLULUK” başlıklı 6. maddesi UEFA üyesi ulusal
federasyonların ve kulüplerin “oyuncularının, yöneticilerinin, üyelerinin ve
TARAFTARLARININ” davranışlarından sorumlu tutmaktadır. 8. maddeye göre bu kişi
ve kitlelerin eylemleri UEFA tarafından disiplin cezası ile
cezalandırılabilmektedir.
Talimatın
11. maddesinin (c) bendine göre: “seyircilerin sahaya girmesi veya sahayı işgal
etmeleri, sahaya yabancı cisimler atmaları, yanıcı bir takım nesneleri
tutuşturmaları ve stad içinde ve yakın çevresinde disiplin dışı hareketlerde
bulunmaları” durumunda bu disiplin talimatının uygulanacağı belirlenmiştir. Bu
maddenin uygulaması ile Galatasaray Spor Kulübü’ne hangi maçlarında hangi
seyirci eylemleri sonucunda ne kadar para cezası uygulandığını bu çalışmamızın
önceki bölümlerinde belirtmiştik. Cezaların nitelikleri UEFA Disiplin
talimatının 14. maddesinde tanımlanmıştır.
UEFA’nın
“Stadyumlarda Güvenlik Talimat”ı uyarınca maçların organizatörleri, ulusal
federasyonlar ve kulüpler stadyumlarda güvenliği sağlama ve seyirci
taşkınlıklarını önlemekle yükümlü tutulmuşlardır. Bunu sağlamak için de, bu
Talimata göre birinci kural stadyumdaki bütün yerlerin oturulur olması
zorunluluğudur (bunun nedenini daha önce belirtmiştik). Talimatın 1.04 maddesine
göre Kulüplerin seyircilerine – taraftarlarına bilet sağlamadaki
sorumluluklarını belirlemiştir. Talimatın 1.06 maddesi seyircilerin oturma
düzenlerini ve rakip takım taraftarlarının birbirlerinden nasıl tecrit
edilmeleri gerektiğini düzenlemektedir. 2.08 maddesi seyircilerin stadyuma
girerken “üst aramalarını” düzenlemiştir. Talimatın 2.30 maddesi stad içinde ve
yakın çevresinde “siyasi nitelikte faaliyette bulunulamayacağı” hükmünü
koymuştur. 2.31 maddesi taraftarların ırkçı ve rakip takım taraftarlarını tahrik
edici, provokatif hareketlerde bulunması bu nitelikte bayrak veya pankart
açmaları sorumluluklarını düzenlemektedir.(Örnek: son Galatasaray – Panatinaykos
maçında iki takım fanatiklerinin karşılıklı açtıkları provokatif pankartlar).
Bütün bu
hükümlerin önemini, nasıl uygulandığını ve Türkiye’nin (Galatasaray maçları
dolayısı ile) uluslararası temaslarda bazı yaşadıklarına bu çalışmanın
“ULUSLARARASI BOYUTTA SORUNLAR” bölümünde değineceğim.
F.I.F.A.’nın aynı alandaki talimatlarına gelince, öncelikle belirtelim ki
yukarıda belirttiğimiz UEFA’nın Stad güvenliği hakkındaki Talimatı’nın son
maddesi (5.01) bu talimatın FIFA’nın Avrupa’da oynanan maçlarında da geçerli
olduğunu belirtmiştir. Ayrıca FIFA’nın Disiplin Talimatı da seyirci davranışları
hakkında UEFA’nınkilere benzer hükümler içermektedir (FIFA Disiplin Talimatı 3.
maddesi). FIFA cezaları Ulusal Futbol Federasyon’larına karşı uygulanmaktadır.
Kaynaklar:
1-Erkiner, Kısmet:
Spor Hukuku.Bahçeşehir Üniversitesi Ders
Notları. 2004.(*)
2-Erkiner, Kısmet:
Spor Hukuku.Galatasaray Üniversitesi Ders Notları. 2004.
3-Erkiner, Kısmet:
Spor Hukuku.Güncel Hukuk Dergisi çeşitli sayıları.Doğan Yayıncılık
2004.
Dipnotlar:
1 Bakınız: Loi sur la
Securité des Equipements et des Manifestations Sportives, Code du Sport, Paris,
Dalloz, 2001 Edition, s.52-54
2 Bakınız: Sporting Events (Control
of Alcohol etc.) Act 1985, Halsbury’s Statutes, Butterworths, London, 4. ed.
1989, vol. 12; Football Spectators Act 1989, Halsbury’s Statutes, 4. ed. vol.
45; Football (Offences) Act 1991, Halsbury’s, 4. ed. vol. 45
3 Bakınız: Decreto 10 settembre
1986, Nuove Norme di Securezza per la Costrizione e l’Esercizio di İmpianti
Sportivi, Gazetta Ufficiale della Repubblica İtaliana, Serie generale, no. 215,
16 settembre 1986, s. 5.
4 Bakınız: Türk Ceza Kanunu, Üçüncü
Kitap: Kabahatlar, Birinci Bab: Ammenin Nizamına Müteallik Kabahatlar, Birinci
Fasıl: Selahiyattar Mercilerin Emirlerine İtaatsizlik, Madde 526: “(Buyruğu
Dinlememe): Yetkili makamlar tarafından adli işlemler dolayısıyla, ya da kamu
güvenliği ve kamu düzeni veya genel sağlığın korunması düşüncesiyle kanun ve
nizamlara aykırı olmayarak verilen bir buyruğu dinlemeyen veya bu yolda alınmış
bir önleme uymayan kimse eylem ayrı bir suç oluşturmadığı takdirde, üç aydan
altı aya kadar hafif hapis ve altı bin liradan onsekizbin liraya kadar hafif
para cezasıyla cezalandırılır.”
5 Bakınız: Türk Ceza Kanunu, İkinci
Fasıl: Cürmü Haber Vermekte Zühul, Madde 530: “Hekim, cerrah, ebe yahut sair
sıhhiye memurları eşhas aleyhinde işlenmiş bir cürüm asarını gösteren ahvalde
sanatlarının icab ettiği yardımı ifa ettikten sonra keyfiyeti adliye veya
zabıtaya bildirmezler, yahut ihbar hususunda teahhür gösterirlerse – bu ihbar
kendisine yardım ettikleri kimseyi takibata maruz kılacak ahval müstesna olmak
üzere- beşbindörtyüz liraya kadar hafif cezayı nakdiye mahkum olurlar.”
6 Bakınız: Türk Ceza Kanunu, İkinci
Kitap: Cürümler, Beşinci Bab: Ammenin Nizamı Aleyhine İşlenen Cürümler, İkinci
Fasıl: Cürüm İşlemek İçin Teşekkül Meydana Getirenler, Madde 313: “(Cürüm
İşlemek İçin Cemiyet Kurma) Her ne suretle olursa olsun cürüm işlemek için
teşekkül oluşturanlara veya bu teşekküllere katılanlara bir yıldan iki yıla
kadar ağır hapis cezası verilir. Bu teşekkül halk arasında korku, endişe veya
panik yaratmak veya siyasi veya sosyal bir görüşten kaynaklanan amaçla veya
ammenin selahiyeti aleyhine cürümlerde kasden adam öldürmek veya yağma veya yol
kesmek ve adam kaldırmak cürümlerini işlemek için meydana getirilmişse,
verilecek ceza bir yıldan üç yıla kadar ağır hapis cezasıdır. ............
Teşekkül yöneticileri hakkında yukarıdaki fıkralar uyarınca hükmedilecek ceza
üçte birinden yarıya kadar arttırılır. ............ Bu maddede yazılı teşekkül,
iki veya daha fazla kimsenin birlikte cürüm işlemek amacı etrafında
birleşmesiyle oluşur..........
7 Seminerin sonuç ve
tavsiyelerinin tam metni için bakınız: “Avrupa Konseyi T-RV (2002) 20” dokümanı.
8 Avrupa Konseyi’nin “Sporda
Şiddetin önlenmesi elkitabı” projesinin tam metni için bakınız T-RV(2002 13
prov. 30 sayfalık dokümanı.
9 Bakınız: Türkiye Futbol
Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun, Madde 25: “Futbol müsabaka ve
çalışmalarında kulüpler ve kişilerce disiplin ve sportmenliğe aykırı fiiller ve
bunlara uygulanacak müeyyideler, milli ve milletlerarası teamüllere uygun olarak
Federasyon Yönetim Kurulu tarafından hazırlanacak esaslarla tespit edilir.
Belirlenecek fiillere uygulanacak cezalar, ihtar, yarışmadan men, hak
mahrumiyeti, yarışmayı seyircisiz oynatma, saha kapatma, para cezası, tescil
iptali, puan indirme ve küme düşürmedir. Uygulanacak para cezası beşyüzmilyon
lirayı geçemez. Bu miktarı beş katına kadar arttırmaya Bakanlar Kurulu
yetkilidir.”
10 Bakınız: TFF’nin Çalışma Usul ve
Esaslarına Dair Ana Statü
Maddeler:
Madde
45: “(Tahkim Kurulu, Çalışmaları, Kararları) Tahkim Kurulu, Genel
Kurul’ca dört yıl süre ile seçilen hukukçu 5 asil ve 5 yedek üyeden oluşur.
Üyeler kendi aralarından bir Başkan, bir Başkanvekili, bir Raportör seçerler.
Kurul beş üye ile toplanır ve karar verir. Toplantıya üyelerden mazeretli
olanların yerine sıradaki yedek üye alınır. Tahkim Kurulu, kendisine intikal
eden konular hakkında ilgililerden görüş, bilgi ve belge ister, gerekli
delilleri toplar. Lüzum gördüğü takdirde, ilgilileri davet ederek dinleyebilir.
Tahkim Kurulu çalışmalarını, 3813 sayılı Kanun, bu Ana Statü hükümleri ile FIFA
ve UEFA kurallarına ve yargılamaya ilişkin Kanunların ilgili hükümlerine göre
yapar ve inceleme sonunda başvuru konusu talebin kısmen veya tamamen kabulü veya
reddi ya da değiştirilerek karara bağlanmasına karar verir. Tahkim Kurulu
kararları kesindir. İdari veya yargısal mercilerin onayına tabi olmadığı gibi,
bu kararlara karşı idari ve yargısal mercilere başvurulamaz. Kararlar Federasyon
Başkanı ve Genel Sekreteri tarafından uygulanır. Tahkim Kurulu’nun çalışma esas
ve usulleri Yönetim Kurulu tarafından çıkarılacak bir talimatla belirlenir.”
Madde 46 “(Tahkim Kurulunun Görevleri) Tahkim
Kurulu, Federasyon ile Kulüpler, Federasyon ile Hakemler, Federasyon ile Teknik
Direktörler ve Antrenörler, Kulüpler ile Teknik Direktörler ve Antrenörler,
Kulüpler ile Futbolcular, Kulüpler ile Kulüpler arasında çıkacak ihtilaflar
hakkında Yönetim Kurulunca verilecek kararlar ile Disiplin Kurullarının
kararlarını ilgililerin veya Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulunun
itirazı üzerine inceleyip karara bağlar.”
Madde 59: (Cezalar ve Disiplin Kurulları)
Futbol müsabaka ve çalışmalarında kulüpler ve kişilerce disiplin ve sportmenliğe
aykırı fiiller ve bunlara uygulanacak müeyyideler, milli ve milletlerarası
teamüllere uygun olarak Federasyon Yönetim Kurulu tarafından hazırlanacak
esaslarla tespit edilir. Belirlenecek fiillere uygulanacak cezalar, ihtar,
yarışmadan men, hak mahrumiyeti, yarışmayı seyircisiz oynatma, saha kapatma,
para cezası, tescil iptali, puan indirme ve küme düşürmedir. Uygulanacak para
cezası beşyüzmilyon lirayı geçemez. Bu miktarı beş katına kadar arttırmaya
Bakanlar Kurulu yetkilidir. Disiplin cezaları, belirlenecek esaslara göre amatör
ve profesyonel futbol dalları için ayrı ayrı oluşturulan Disiplin Kurullarınca
verilir.”
Bakınız: TFF Futbol Müsabaka Talimatı, 25.
madde, II fıkra (e) bendi: “Ayrıca, 16. maddenin (b) fıkrasında belirtildiği
şekilde kendi seyircileri tarafından herhangi bir bölgenin emniyet ve inzibatını
hakemlerin, oyuncuların, idareci ve görevlilerin veya müsabakayı seyreden diğer
şahısların can emniyetini zedeleyecek derecede, sahaların içinde veya dışında,
ciddi olaylar çıkarıldığında ve futbol Federasyonunca kanaat getirilen
takımların bu talimatın 25. maddesinin (II-b) fıkrasının uygulanması bahis
konusu olan veya olmayan ahvalde dahi, mevsim sonuna kadar yapacakları
müsabakaları iptal etmeye ve müteakip mevsimde de alt lige indirilmelerine veya
en alt ligdekilerden lig dışı bırakılmalarına Futbol Federasyonunca karar
verilebilir.
27.
madde (b) ve (c) bendleri: “b) Seyircilerin taşkın ve edebe aykırı
hareketleri ile birlikte müsabakaya fiili müdahaleleri sonucu, müsabakanın devam
ettirilmesine imkan kalmaması halinde, hakem müsabakayı tatil eder.
c)
Seyircilerin oyuna fiili müdahalesi olmaksızın devamlılık arz eden çirkin veya
edebe aykırı tezahüratları halinde aşağıdaki tedbirler sırasıyla uygulanır: 1.
Hakem oyunu geçici olarak durdurur, Merkez Hakem Kurulu tarafından hazırlanarak
kendilerine verilen birinci anonsu yaptırır ve oyunu başlatır. 2. Yukarıda
belirtilen hareketlerin devamı halinde hakem oyunu tekrar durdurur; her iki
takımın kaptanın yanına çağırır, kendilerinden hareketlerin sona ermesi
konusunda yardım ister ve olayın sona ermesi için makul bir süre sahada bekler.
3. Bu tedbirler başarılı olmadığı takdirde, hakem oyunu tekrar durdurur, soyunma
odasına gider, kulüp/kulüplerin başkan/başkanlarını veya yönetici/yöneticilerini
çağırır ve kendilerinden ikinci anonsu seyircilere okumalarını ister, on dakika
bekledikten sonra oyunu yeniden başlatır ve oyunu tamamlatır. .............
Maddede öngörülen olay ve fiillerden birine sebebiyet veren kişiler Disiplin
Kuruluna sevk edilir.
(*)Avukat Kısmet Erkiner kimdir?
Avrupa Konseyi Dopingle Mücadele Hukuk Komisyonu Üyesi
Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Hukuk Komisyonu Kurucu Başkanı
İstanbul Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi
Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi
Kadir Has Üniversitesi Spor Hukuku Bölüm Başkanı
Kaynak: www.sporbilim.com